SİROZ HASTALIĞINDA BESLENME TEDAVİSİ : YASAKLAR VE ÖNERİLER

Paylaş:

Siroz ;  karaciğerimizdeki normal,  sağlıklı dokunun yara dokusu haline gelmesiyle gelişir. Çoğunlukla önceden sahip olduğumuz diğer karaciğer hastalıklarının bir sonucu olarak gelişen siroz hastalığında tıbbi beslenme tedavisi büyük önem taşır.

Birçok araştırma hastaların nispeten yüksek protein alımına tahammül ettikleri görüşünü destekler. Üstelik düşük protein alımıyla birlikte gelen  kas bozukluğu ekstra hepatik amonyak detoksifikasyon potansiyelinde azalmayla birlikte görülür. Onun için uzun süreli protein kısıtlaması önerilmemektedir.

Bitkisel kaynaklı ve süt kaynaklı ürünler daha uygun protein/kalori oranlarına sahiptirler. Dallı zincirli aminoasit içerikleri gerek lezzet açısından beğenilmeleri gerekse maliyetleri nedeniyle sadece ciddi protein intoleransı geliştiğinde önerilmektedir.

Sirozlu olgularda vitamin eksiklikleri sıktır. Bu nedenle, suda ve yağda çözünen vitaminlerin verilerek desteklenmesi doğru bir yaklaşımdır. Kronik karaciğer hastalığı olan tüm kişilere suda eriyen B, C vitaminleri ve yağda eriyen A, D, E, K vitamin destekleri uygulanmalıdır. Özellikle sarılıklı hastalarda yağda eriyen vitamin destekleri normalin 3-10 katına kadar çıkılabilir. Ağızdan destekler, emilim bozukluğu nedeni ile yeterli değilse iğne formları kullanılmalıdır. Bu hastalara ayrıca çinko başta olmak üzere demir, kalsiyum, magnezyum ve selenyum gibi mineral ve eser element destekleri de sağlanmalıdır.

Sirozlu hastalarda yağ emilimi yeterli olmadığından, eski bilgilerin aksine, yağ kısıtlanmamalıdır. Çünkü yağlar en fazla enerji sağlayan gıdalardır. Günlük asgari enerjinin karşılanması için mutlak alınmaları gereklidir. Ancak alınan yağın tipi değiştirilebilir. Gündelik tükettiğimiz yağlar uzun zincirli yağ özelliğindedir ve safra olmadan emilemezler. Bu durumda diyete safra olmadan da emilebilen ve henüz ülkemizde bulunmayan orta zincirli yağlar (MCT) eklenmelidir. Yağlardan gelen enerjinin yarısı orta zincirli yağlara ayrılmalıdır. Böylece enerji gereksinimi karşılanırken, yağlı dışkılama da bir ölçüde önlenebilir.

Su ve tuz kısıtlaması, karında su toplanması (ascit), yaygın şişlikler (ödem) ve kanda tuz miktarının (sodyum) azalması durumlarında uygulanır. Bu tür yakınmaları olan hastalar ciddi karaciğer yetmezliğine girmiş demektir. Hastaneye bağımlıdırlar ve düzenli idrar söktürücü kullanmaları, ayaktan poliklinik kontrollerine gelmeleri gereklidir. Bu nedenle bir kişi karaciğer hastası tanısı aldığı andan itibaren tuz tüketimini azaltmalı ve günde en fazla 1-2 gram tuz almalıdır. Ancak Türk mutfağı tuzdan zengindir ve sağlıklı kişilerde günlük alınması gereken 6 gram tuzun 3-4 katı alınmaktadır. Ayrıca hazır ve konserve gıdalar da tuzdan zengindir. Karaciğer hastaları, bu nedenle, iştah azalmadığı sürece ek tuz almamaya özen göstermelidir. Çünkü et, süt, yumurta, sebze, baklagiller gibi gıdalar doğal olarak tuz içerirler. Ekmek ve yemeklerimiz tuzsuz olsa bile günde 1 gram tuz almış oluruz.

Sıvı tüketimi  günde 1-1,5 litreyle sınırlandırılabilir. Aslında sıvı miktarı çıkarılan idrar miktarı ve serum elektrolitlerine göre ayarlanmalıdır.

Sirozlu hastalarda konstipasyon oluşumunu önlemek için diyet bol posalı olmalıdır. Konstipasyon sonucu azotlu maddeler bakteriler tarafından daha fazla parçalanır ve daha fazla emilir, buna bağlı olarak kanda azotlu maddeler artar ve bu da ensefalopati gelişimine neden olur.

Probiyotikler canlı mikroorganizma içeren gıda takviyeleridir. Prebiyotikler intestinal florayı artırarak etki gösterirler. Simbiyotikler ise bu iki ürünün karışımlarıdır. Bu ürünler zararlı olduğu düşünülen bakterilerin kullandığı maddeleri tüketerek tedavi edici etki gösterirler. Öte yandan faydalı bakterileri arttırırlar. Yan etkilerinin olmaması günümüzde giderek artan oranda probiyotik kullanılmaya başlanmasını sağlamıştır. Yapılan çalışmalar probiyotik kullanılan sirozlu olguların bilirubin ve albumin değerlerinde iyileşme ve infeksiyon sıklığında azalma bulmuşlardır. Probiyotik verilen transplantasyonlu olguların takibinde daha az enfeksiyon geliştiği de gözlenmiştir. Son dönemde yapılan bir çalışmada, probiyotik yoğurtun minimal hepatik ensefalopatiyi düzelttiği gösterilmiştir.

Öneriler

  • Uzun süre aç kalınmamalı
  • Uykusuz kalınmamalı
  • Ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı
  • Alkolden uzak durulmalı
  • Sigara ve benzeri toksinler alınmamalı
  • Hayvansal yağlardan sakınılmalı
  • Vitamin, mineral ve fiberden zengin olan meyve ve sebzelere öncelik verilmeli
  • Stresin azaltılması ya da uzak durulmasının yolları bulunulmalı
  • Ağırlık kontrolü sağlanmalı
  • Egzersiz yapılmalı
  • Doktora danışılmadan ilaç kullanılmamalı
  • Dallı zincirli yağ asitlerine diyette sıklıkla yer verilmeli
  • Yeterli ve dengeli beslenmeye çalışılmalıdır.
Paylaş:
Siz Yorumlayın Doktorumuz Cevaplasın
Benzer Yazılar